Bir seçim daha öğrenilmiş çaresizliğimizin ışığı altında ve ilginç duygular eşliğinde sonlandı…
Anketler çok güzel, her şey çok güzel olacak, bu sefer oluyor, sandıkları terk etmeyin, öndeyiz AA manipülasyon yapıyor, ANKA doğru verileri aktarıyor, sandıkları terk etmeyin, sistem çöktü veri akışı sağlanamıyor, sessizlik, balkon konuşması ve kapanış!
Açıkçası bu seçimde iki duygu arasında kaldık ya da her zamanki gibi bıraktırıldık!
İlk önce duygusal kısmından bahsedelim…
Kemal Kılıçdaroğlu’nun naif tavrı, ‘artık yeter, bağıran, ötekileştiren siyasetçiden bıktık’ diyen bizler için umut ışığı gibiydi…
Ekonomik krizin, deprem sonrasında halkın yalnız bırakılmasının, maske dahi dağıtılamamanın, sınırların yolgeçen hanına dönüşmesinin filan da etkisiyle ‘bu sefer olur’ yanılgısıyla umut depolandık!
İkinci turun son virajında Babala TV’deki yayınıyla Kemal Kılıçdaroğlu belki de ilk defa kendini çok iyi anlattı ülkeye…
Zannediyorum CHP içerisindeki kişiler bile ‘Bizim Genel Başkanımız böyle miymiş yaa’ demiştir!
Sonuca gelecek olursak yetmedi…
Çünkü hayallerle yaşayanları gerçeklerle silktiler!
Gidişattan da belli olduğu kadarıyla gerçeklere geçiş yapma zamanı…
Halktan kopuk, Anadolu’nun ya da kırsalın gerçeklerinden uzak bir kampanya yürütüldü!
Bu sadece CHP için değil diğer ittifak ortakları için de geçerliydi!
Şimdi madde madde bu sıkıntılardan bahsedelim:
-Ortak Mütabakat Metni; okumayan, okumayı sevmeyen bir halk için karşılıksız bir kitapçık olarak tarihteki yerini aldı. Büyük ihtimalle imza atan 6 parti lideri de tamamını okumamıştır. Ancak seçim döneminde çalışma yapmaya meyilli insanlar ortak mütabakat metniyle baş başa kaldı, neyi halka aktaracağı noktasında da genel merkezden çok geç geribildirim aldı! Sahada nokta atışı yapılamadı!
-Bu işin kalple, ‘haydi’yle, ‘sana söz’le olmayacağı açıkçası belliydi! Belki gençler üzerinden bir politika düşünüldü ancak dediğim gibi halktan kopukluk öyle bir raddeye gelmişti ki; her genci çevresindekiler gibi gördüler!
-Adam karşıda PKK, dış güçler derken argüman üretemedin kalple karşılık verdin, ikinci turda da maalesef ki o tepkiyi verecek süren kalmamıştı! Yılların algı yönetimini 1 haftada kırman için elinde sosyal medya mecraları da vardı ancak onu da yönetemedin!
-Sokaktaki adamın ekonomik kriz umurunda değildi, ‘din elden gidecek’ algısı vardı ve buna da cevap verilemedi. Seçim çalışması sırasında ‘CHP gelirse camileri yıkacak’ cümlesini duydu bu kulaklar! Ve tabii ki her an kavgaya müsait karşısındakine cahil olarak bakan bir örgüt çalışması vardı!
-Sandıkları terk etmeyin cümlesi artık sıkıntı vermeye ve ciddiyetini kaybetmeye başladı. Hangi sandıkları? Hangi bölgede bunun daha fazla olduğunu görüyorsunuz? Kaç seçim geçti bu kesinlikle terk edilmeyecek sandıklarla ilgili bir analiziniz yok mu? Bu terk edilmemesi gereken sandıklarla ilgili ne gibi bir çalışma yapıldı?
Sonuç olarak halkın hiçbir kaygısına ya da karşı mahallenin yaptığı algı oyununa karşılık verilemedi!
Şunu unutmamak gerekir ki; artık yürümekte dahi zorlanan, canlı yayında uyuyakalan, yorgun, promter’da ne varsa onu söyleyen bir kişiye karşı kaybedildi!
Peki bundan sonra ne yapılmalı?
Bir sonraki seçim çalışmalarına şimdiden başlanmalı!
Yıllardır, belirli bir kesim için lider olan, bir kitleyi arkasından sürükleyen kişinin ya da kişiyi geçtim bir düşüncenin karşısına 2 aylık suni liderler çıkarılmamalı!
Açıkçası Kemal Kılıçdaroğlu bu kritik seçimde aday olacak donanıma sahipse neden daha önce aday gösterilmedi?
Muharrem İnce için örgüt haricinde çalışılmayacağı belliyse neden aday gösterildi?
Ekmeleddin İhsanoğlu ülkede bu kadar tanınan, bilinen ve seçim döneminde mücadele verecek isim olmasına karşın neden aday olarak çıktı?
Ve neden hep son anda?
‘Büyük bir oyunun içerisindeyiz ve boşu boşuna hayıflanıyoruz’ diyesi geliyor insanın!
Ekrem İmamoğlu mu, Mansur Yavaş mı ya da Özgür Özel mi veya Selin Sayek Böke mi?
Kim?
Lider kim olacak, hangisi toplumu arkasına alıp yürüyebilir, hangisinin toplumda karşılığı var?
Bu analizlerin hepsi şimdiden çıkarılmalı!
‘Salladık ama yıkamadık, bir sonraki seçime odaklandık, olacak’ cümleleriyle bu iş yürümez!
Herkes erken bir seçim bekliyor ancak ufuktaki seçim 2028’de!
Yani 2028’de Kemal Kılıçdaroğlu 79 yaşında olacak!
İnadın da geleceği tehlike altına atmanın da manası yok!
Zaten yeteri kadar tehlikeye atıldı!
5 yıl sonrasının planlaması şimdiden yapılmazsa, bir sonraki aday şimdiden belirlenmezse ve onun arkasında yol yürünmezse, yine aynı sonuç yaşanacak!
Halkın ne istediğine bakmak için iktidarın algı yönetimini izlemek yeterli aslında!
Bunun için de çalışma yapacak, yapabilecek, halktan kopuk yaşamayan yeni bir ekibe, anlayışa, çalışma disiplinine, argüman üretimine ihtiyaç var!
Bir zahmet artık sandıkları terk edin ve gerçeklerle yüzleşin!
Belki o zaman ‘sandıkları terk etmeyin’ demeye de gerek kalmaz!
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
BursaMuhalif.com
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Tolgay Ataokay
Sandıkları terk edin! - Tolgay Ataokay
Bir seçim daha öğrenilmiş çaresizliğimizin ışığı altında ve ilginç duygular eşliğinde sonlandı…
Anketler çok güzel, her şey çok güzel olacak, bu sefer oluyor, sandıkları terk etmeyin, öndeyiz AA manipülasyon yapıyor, ANKA doğru verileri aktarıyor, sandıkları terk etmeyin, sistem çöktü veri akışı sağlanamıyor, sessizlik, balkon konuşması ve kapanış!
Açıkçası bu seçimde iki duygu arasında kaldık ya da her zamanki gibi bıraktırıldık!
İlk önce duygusal kısmından bahsedelim…
Kemal Kılıçdaroğlu’nun naif tavrı, ‘artık yeter, bağıran, ötekileştiren siyasetçiden bıktık’ diyen bizler için umut ışığı gibiydi…
Ekonomik krizin, deprem sonrasında halkın yalnız bırakılmasının, maske dahi dağıtılamamanın, sınırların yolgeçen hanına dönüşmesinin filan da etkisiyle ‘bu sefer olur’ yanılgısıyla umut depolandık!
İkinci turun son virajında Babala TV’deki yayınıyla Kemal Kılıçdaroğlu belki de ilk defa kendini çok iyi anlattı ülkeye…
Zannediyorum CHP içerisindeki kişiler bile ‘Bizim Genel Başkanımız böyle miymiş yaa’ demiştir!
Sonuca gelecek olursak yetmedi…
Çünkü hayallerle yaşayanları gerçeklerle silktiler!
Gidişattan da belli olduğu kadarıyla gerçeklere geçiş yapma zamanı…
Halktan kopuk, Anadolu’nun ya da kırsalın gerçeklerinden uzak bir kampanya yürütüldü!
Bu sadece CHP için değil diğer ittifak ortakları için de geçerliydi!
Şimdi madde madde bu sıkıntılardan bahsedelim:
-Ortak Mütabakat Metni; okumayan, okumayı sevmeyen bir halk için karşılıksız bir kitapçık olarak tarihteki yerini aldı. Büyük ihtimalle imza atan 6 parti lideri de tamamını okumamıştır. Ancak seçim döneminde çalışma yapmaya meyilli insanlar ortak mütabakat metniyle baş başa kaldı, neyi halka aktaracağı noktasında da genel merkezden çok geç geribildirim aldı! Sahada nokta atışı yapılamadı!
-Bu işin kalple, ‘haydi’yle, ‘sana söz’le olmayacağı açıkçası belliydi! Belki gençler üzerinden bir politika düşünüldü ancak dediğim gibi halktan kopukluk öyle bir raddeye gelmişti ki; her genci çevresindekiler gibi gördüler!
-Adam karşıda PKK, dış güçler derken argüman üretemedin kalple karşılık verdin, ikinci turda da maalesef ki o tepkiyi verecek süren kalmamıştı! Yılların algı yönetimini 1 haftada kırman için elinde sosyal medya mecraları da vardı ancak onu da yönetemedin!
-Sokaktaki adamın ekonomik kriz umurunda değildi, ‘din elden gidecek’ algısı vardı ve buna da cevap verilemedi. Seçim çalışması sırasında ‘CHP gelirse camileri yıkacak’ cümlesini duydu bu kulaklar! Ve tabii ki her an kavgaya müsait karşısındakine cahil olarak bakan bir örgüt çalışması vardı!
-Sandıkları terk etmeyin cümlesi artık sıkıntı vermeye ve ciddiyetini kaybetmeye başladı. Hangi sandıkları? Hangi bölgede bunun daha fazla olduğunu görüyorsunuz? Kaç seçim geçti bu kesinlikle terk edilmeyecek sandıklarla ilgili bir analiziniz yok mu? Bu terk edilmemesi gereken sandıklarla ilgili ne gibi bir çalışma yapıldı?
Sonuç olarak halkın hiçbir kaygısına ya da karşı mahallenin yaptığı algı oyununa karşılık verilemedi!
Şunu unutmamak gerekir ki; artık yürümekte dahi zorlanan, canlı yayında uyuyakalan, yorgun, promter’da ne varsa onu söyleyen bir kişiye karşı kaybedildi!
Peki bundan sonra ne yapılmalı?
Bir sonraki seçim çalışmalarına şimdiden başlanmalı!
Yıllardır, belirli bir kesim için lider olan, bir kitleyi arkasından sürükleyen kişinin ya da kişiyi geçtim bir düşüncenin karşısına 2 aylık suni liderler çıkarılmamalı!
Açıkçası Kemal Kılıçdaroğlu bu kritik seçimde aday olacak donanıma sahipse neden daha önce aday gösterilmedi?
Muharrem İnce için örgüt haricinde çalışılmayacağı belliyse neden aday gösterildi?
Ekmeleddin İhsanoğlu ülkede bu kadar tanınan, bilinen ve seçim döneminde mücadele verecek isim olmasına karşın neden aday olarak çıktı?
Ve neden hep son anda?
‘Büyük bir oyunun içerisindeyiz ve boşu boşuna hayıflanıyoruz’ diyesi geliyor insanın!
Ekrem İmamoğlu mu, Mansur Yavaş mı ya da Özgür Özel mi veya Selin Sayek Böke mi?
Kim?
Lider kim olacak, hangisi toplumu arkasına alıp yürüyebilir, hangisinin toplumda karşılığı var?
Bu analizlerin hepsi şimdiden çıkarılmalı!
‘Salladık ama yıkamadık, bir sonraki seçime odaklandık, olacak’ cümleleriyle bu iş yürümez!
Herkes erken bir seçim bekliyor ancak ufuktaki seçim 2028’de!
Yani 2028’de Kemal Kılıçdaroğlu 79 yaşında olacak!
İnadın da geleceği tehlike altına atmanın da manası yok!
Zaten yeteri kadar tehlikeye atıldı!
5 yıl sonrasının planlaması şimdiden yapılmazsa, bir sonraki aday şimdiden belirlenmezse ve onun arkasında yol yürünmezse, yine aynı sonuç yaşanacak!
Halkın ne istediğine bakmak için iktidarın algı yönetimini izlemek yeterli aslında!
Bunun için de çalışma yapacak, yapabilecek, halktan kopuk yaşamayan yeni bir ekibe, anlayışa, çalışma disiplinine, argüman üretimine ihtiyaç var!
Bir zahmet artık sandıkları terk edin ve gerçeklerle yüzleşin!
Belki o zaman ‘sandıkları terk etmeyin’ demeye de gerek kalmaz!