Irak üç parçaya bölünmüşken ve Irak denildiğinde akla IŞİD, hilafet, Kerkük vs gibi meseleler geliyorken Celal Talabani Süleymaniye’ye döndü. Aslında cumhurbaşkanı olması nedeniyle Irak’a döndü demek icap ederdi. Ama fiiliyatta Irak diye ne bir devlet ve ne de bir ulus var. Gelir gelmez de cumhurba
Ve yetmezmiş gibi tokatladı…Gezi’den bu yana geçen süreyi kısacık tek bir cümleyle özetlemek mümkün. Çünkü Tayyip vitesi yükselttikçe ibre yukarı tırmanıyor. Soma yangını karşısında gerçekten yüreği yananla, tokat yiyince kendine gelen arasındaki ayrımda burada başlıyor Soma yangını öyle bir duman y
Rivayete göre Abdülhamit, “Ben artık ihtiyarladım. Fakat yaşadığım müddetçe, dahili harbe sebebiyet verdiğim asla söylenmeyecektir” demiş. Ancak gelin görün ki en önemli toplumsal dayanağı “Osmanlı dirilişi” olan “fitneci”, kendini Abdülhamit’in fotokopisi diye satıyor. Osmanlı sanıldığı gibi Cumhur
Ukrayna’daki toplumsal parçalanmayı uluslararası emperyalist merkezler ve onların uzantısı yerli burjuva klikler arasındaki it dalaşının izdüşümü olarak görmek, sosyalistlerin pozisyonunu da belirler. Arada hangisi daha hegemoniktir diye “ince hesaplar” yapmanın alemi yok. Demek ki bu gerici bir s
Başkanlık sistemi tartışmalarında Türk işi vurgusu dikkat çekiciydi. Osmanlı, padişah, vakıf gibi terimler eşliğinde düşündüğümüzde sistemin Türk versiyonu sanırım daha anlaşılır hale geliyor. Şu an yürürlükteki fiiili başbanlık sisteminin görüngülerini ise tekrar etmeninin manası yok. Rüşvet ve yo